Etiket Kişisel gelişim

Birinin fikrini etkilemek

Bu günlerde pek çok kişi Kanal İstanbul tartışmalarını izliyor. Politik ve teknik boyutları olan konuyu anlamaya, bilgi toplayıp yorum yapabilmeye çalışıyoruz. Peki herhangi bir karara, bizi ikna edecek unsurlar neler olabilir?

Bazen kendimizi, bir tartışma içinde buluruz. Konuştuğumuz kişilerin fikrini, değiştirme ihtiyacı hissedebiliriz.

Karşımızdaki kişi, bir konu hakkında sabit fikrini koruyorsa, bu onun inatçı veya sinir bozucu olduğu anlamına gelmez. Bu yaklaşım yerine, inanç sisteminde size inanmasını engelleyen bir şey olabileceğini düşünün.

Birinin fikrini değiştirebilmek için, nasıl düşündüğünü, neye inandığını ve kendi fikirlerinizi, en az dirençle, o kişinin inanç sistemine nasıl ekleyebileceğinizi anlamanız gerekir.

Politik yaklaşımdan tamamen uzak olarak, birinin bir konu hakkındaki fikrini değiştirmek için, yapmanız gerekenleri özetlemeye çalışacağım.

Etkili bir fikir bombası atın: Pek çok ikna önerisinin tersine davranarak, alıştırma yapmadan, konuya ilişkin argümanınızı doğrudan, açık ve kısa bir şekilde söyleyerek başlayın. Örneğin, “Bu reklam metni çok riskli”

Savunma hatlarının bir haritasını çizin: Birinin inançlarına karşı çıktığınızda, eylemleri için size birçok neden vererek, tartışmaya başlayacaktır. Bu noktada sessiz kalmalı, ve söylediklerini kaydetmelisiniz. Bu argümanlara, savunma çizgileri diyebiliriz. Çünkü onlara nüfuz ettiğiniz anda, kişinin zihnini kolayca değiştirebilme fırsatı yakalarsınız.

Karşı argümanlarını, tek tek ve aynı sırayla çürütün: Birçok insanın başkalarını ikna etmeye çalışırken yaptığı hata, diğer kişinin yaptığı bir argümandan kurtulmayı başarabildikten sonra, hemen ikna edici olduğunu düşündükleri ana noktaya odaklamalarıdır. Bunun yerine, not aldığınız sırada tek tek, tüm görüşlere karşılık verin.

Yeni argümanları tahmin edin: Eğer karşı fikirlere, başarılı bir şekilde cevap vermeyi başarırsanız, zihnini yeni geleceklere hazırlarsınız. Bu noktada umudunuzu kaybetmemelisiniz. Bunun yerine, karşı tarafın kurşunlarının bittiğini, veya son stratejik rezervleri kullandığını görürsünüz.

Beden dilinizi kontrol edin: Kendinizden emin durun. Göz temasını kesmeden, ve duraksamadan konuşun.

Yazarak ve görsellerle anlatın: Fikirlerinizi sistematik bir şekilde kağıda dökün, ve fikirler arası bağlantıları gösterin.

Sağlam kanıtlar sunun: İnsanların size inanması için, kendi sahip olduklarından daha güçlü kanıtlara ihtiyacı olduğunu unutmayın. Daha inandırıcı gelmek için istatistikleri, sayıları, araştırma bulgularını, ve hatta yetkili makamlardan alınan bilgileri kullanın.

İnançlarınızı tekrarlayın ve bitirin: Ana fikrinizi birçok kez tekrarlayın. Tekrar telkinde önemli bir tekniktir. Başka bir arkadaşınızın aynı argümanı tekrar etmesine izin verdiyseniz, kişinin zihnini değiştirme olasılığınız çok daha yüksek olacaktır.

Sağlıkla kalın

Yalanı nasıl anlarız?

Devrim Ersöz

Birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız?

Yalanı yakalayabilmek için pek çok farklı işarete bakmak gerekir. Özellikle karşınızdakinin beden diliyle sözlerinin uyumuna dikkat etmek işinizi kolaylaştırır. Yalan söyleyen kişi bilinçli olarak beden dilini kontrol etmeye çalışsa da asıl kontrol bilinçaltındadır. Bilinçaltı, nefes alma, terleme, kalp atışları gibi işlevlerimizin çoğunu kontrol eder. Bu bilinçsiz sinyaller, o kişinin yalan söyleyip söylemediğini tespit etmek için kullanabileceğiniz sinyallerdir. Kişinin sözleri bilinçdışı sinyalleriyle tutarlıysa, o zaman doğruyu söylüyor demektir. Bir yalanı anlamaya çalışırken dikkat etmeniz gereken işaretler şunlardır:

Beden Dili: Yalancılar genellikle avuçlarını gizler ve yalan söylerken size dönük oturmazlar. Yalan söylerken göz temasını da keserler.

Göz hareketleri: NLP’ye göre gözün hareket yönü, beynin içinde gerçekleşen işlevi yansıtır. Örneğin, sol üst tarafa bakmanız geçmiş bir görüntüyü hatırladığınız, sağ üst tarafa bakmanız ise zihninizde bir resim oluşturduğunuz anlamına gelir. Peki bu bilgiyi nasıl kullanabiliriz?

Bir kişiye herhangi bir konu hakkında soru sorulduğunda gözleri kendi sağına doğru bakarsa, muhtemelen anlatmak üzere olduğu yalanın görüntüsünü inşa ediyordur. Bu, yalan söyleyebileceğini gösteren işaretlerden biridir.

Hikayedeki tutarsızlıklar: Eğer biri yalan söylüyorsa, anlattığı hikaye her tekrar edildiğinde biraz değişebilir. Yalan söyleyen kişi bir ifadeyi unutacak, tamamen yeni bir şey ekleyecek veya daha önce bahsettiği bir şeyi anlatmayacaktır. Tutarsızlık, türü ne olursa olsun bir kişinin yalan söylediğini gösterebilen bir işarettir.

Endişeli hissetmek: Neredeyse yalan söyleyen herkes endişeli hisseder. Bu endişenin yoğunluğu, yalancının ne kadar profesyonel olduğuna bağlı olarak değişir. Yalancıları tespit etmek için bu endişe durumunu tespit etmeye çalışın. Kişiyi endişeli tutmak için konuyla ilgili mümkün olduğunca konuşun. Kaygısını saptayabilmek için beden dilini kontrol edin.

Konuyu değiştirmek: Bir şeyi gizlemek isteyen bir kişi genellikle o konuda konuşmaktan kaçınmaya çalışır. Durumla ilgili herhangi bir şey hakkında doğrudan adres vermeden konuşmaya çalışın ve kişinin başka bir konuya atlamaya çalışıp çalışmadığını kontrol edin.

Girişkenlik eksikliği: Bu kişi, profesyonel olarak yalan söylemesi için eğitilmiş özel bir ajan olmadığı sürece, genellikle yalan söylerken kendinden emin değildir. Ses tonu daha düşük olacak ve daha az kendine güvenen bir görünüm sergileyecektir.

Yavaş yavaş konuşmak: Yalan söyleyen insanlar ne söyleyeceklerini bulmak için konuşma hızını yavaşlatır ya da konuşurken çoğu zaman dururlar.

Olay bütünlüğü: Yalan olduğunu düşündüğünüz bir konuyu anlatan kişiden olayı tersten anlatmasını isteyin. Eğer konusunda çok uzman değilse olayları tersten anlatırken hata yapma olasılığı artacaktır.

Bir şeylere sarılma: Eğer karşınızdaki kişi konuşurken eline bir şeyler alıp ona sarılıyorsa ya da bir yerden destek alıyorsa sözlerinin doğruluğunu tartmanız gerekir.

Anlık jestler ve yer değiştirme: Yalan söyleyen kişi birden sebepsiz olarak öksürmeye başlayabilir. Bunun yanı sıra yerinden kalkıp başka bir yere geçebilir veya baskı kurmak için ayakta kalmak isteyebilir. Sürekli bir şeyler içme isteği de panik halinin göstergelerindendir. Bu ipuçları tek başına bir şey ifade etmeyebilir. Birden fazlasının bir arada olmasına dikkat etmeniz yalanı belirlemek için size yardım eder. Hayat boyu dürüst insanlarla karşılaşmanız dileğiyle

Beklentilerin gücü

Efsaneye göre eski Yunan mitolojisinde heykeltraş Pygmalion, bir kadın heykeli yapmış ve adını Galatea koymuştur. Bu heykel, onun kafasındaki ideal kadını temsil etmektedir. Pygmalion yaptığı bu heykele aşık olur.  Onun gerçek bir kadın olması için tanrılara hep dua eder. Bunu o kadar çok ister ki, en sonunda Afrodit onu duyar ve Galatae’ye hayat verir.  Bu efsaneye göre, bir şeyi gerçekten isterseniz gerçekleşme ihtimali çok yüksektir.

1965 yılında Harward Üniversitesi Psikologlarından Robert Rosenthal Kaliforniya’daki bir ilkokulda tüm öğrencilere bir IQ testi yaptı. Bu teste “Sınıftaki Pygmalion” ismi verilmişti.

Sınıftaki Pygmalion testi sonucunda öğrenciler birbirlerine yakın puanlar aldılar. Ancak gruptan rasgele birkaç çocuk için öğretmenlere bu çocukların çok yüksek puanlar aldıkları ve ileride çok başarılı olacakları anlatıldı. Bir yılın ardından testler tekrarlandı. Sonuçta ise öğretmenlere övülen çocukların sınıfın ortalamasına göre çok daha fazla ilerleme kaydettikleri gözlemlendi.

Bu çalışma ve söylemler öğretmenlerin öğrencilerin potansiyelleri üzerine olan düşüncelerini etkilemişti. Ve öğrencilere karşı yaklaşımlarını yönlendirerek, çocukların daha başarılı olmasını sağladığı ortaya çıkmış oldu.

Sosyolog Robert Merton da 1948 yılında yaptığı çalışmalarda bu duruma “kendini gerçekleştiren kehanet” adını uygun bulmuştur.

Robert Rosenthal’ın deneyine dönecek olursak, çocukların bu gelişimi, öğretmenlerin davranışlarındaki bilinçli ve bilinçsiz dört faktöre bağlı olmuştur.

Birincisi öğrenme ortamıdır. Öğretmenler gelişme potansiyeli olan öğrencilere hem sözel hem de davranış olarak daha sıcak bir öğrenme ortamı sunarlar.

İkincisi öğretme miktarıdır. Öğrenme potansiyeli olduğuna inanılan öğrencilere daha fazla bilgi ve malzeme sağlamaktadırlar.

Bir diğeri girişimcilik ve cevaplama fırsatıdır. Bu öğrencilere daha çok parmak kaldırma, cevap verme ve daha uzun konuşma fırsatı sunulduğu için, diğer öğrencilere göre çok daha fazla gelişme fırsatı doğmuştur.

Son olarak geri bildirimden söz edebiliriz. Seçilmiş öğrenciler eylemleri sonucunda öğretmenlerden daha pozitif yorumlar ve dönüşler alırlar.

Bu kurallar iş hayatında da geçerlidir. Yöneticiler bir çalışanda yüksek bir potansiyel fark ettiğinde, o çalışana karşı yaklaşım daha farklı olur. Ve kariyer fırsatları diğer çalışanlara göre daha kolay gelişir.

Pygmalion Etkisi‘nın tam tersine ise Golem etkisi denir. Araştırmalarıma göre Golem ismi de bir Musevi efsanesinden geliyor. Bu etkiye göre de negatif bir geri bildirim döngüsü olumsuz sonuçlar doğurur. Örneğin, potansiyeline ve yeteneğine inanılmayan kişilere gelişim konusunda daha az fırsat sunulur. Ve bu durum gelişim sonuçlarına yansır.

Biz kendimize ne kadar inansak da başkalarının görüş ve fikirlerinden etkilendiğimiz açıktır.

Yapılan araştırmalara göre Golem etkisi Pygmalion etkisinden daha güçlüdür. Yani olumsuz geribildirim ve yönlendirmelerden daha çabuk etkileniriz.

Örneğin siz çok çalışkan olduğunuza inanıyorsanız, çok çalışırsınız. İnsanlar da çok çalışkan olduğunuzu düşünerek bunu kabulleneceklerdir. Tam tersine siz ya da başkaları size ait olumsuz özellikleri dillendiriyorsa vay halinize.

Başarı dileklerimle

Bir işte başarısız olmanın sebepleri

Genel olarak başarılı bir hayat geçirmekle birlikte başarısız olduğum anların sayısı da az değil.

Başarı bilimi olarak da tanımlanan NLP (Neuro Linguistic Programming) ilkelerinden biri şudur: Başarısızlık yoktur sadece sonuçlar vardır.

Bir NLP uzmanı ve eğitmeni olarak bu ilkeden hareketle olumsuz sonuç aldığım pek çok durum oldu demek daha doğru olacaktır.

İş ya da sosyal girişimlerimizin her birinde neyin yanlış gittiğini düşünmek için zaman harcamadan, tüm bu başarısızlıkları olumlu sonuçlara çevirmek zordur. Bunun için hem kendimin hem de gözlemlediğim farklı kişi ve kurumların olumsuz sonuçlarından aldığım dersleri derlemek istedim.

  1. Başarma fikrine olan zayıf inanç: Biraz klişe olacak ama eğer çok fazla inanç duymadan bir işe başlarsanız, er ya da geç sizi bırakmayı isterseniz. Bir fikre gerçekten gönülden inanmadığınız sürece bir işe başlamayın
  2. Tutku eksiliği: Tutku inanç kadar önemli olan bir faktördür. Her şey ters gittiğinde devam gücü veren harika bir duygudur.
  3. İnsanların bizim gibi olduğunu varsaymak: Bir fikri kendi içinizde benimsemeniz herkesin onu kabulleneceği anlamına gelmez. Bazı düşünceler kendi sorunlarınız için mükemmel çözümler sunabilir.  Ancak bunu bir iş fikrine dönüştürdüğünüzde potansiyel müşteriler için geçerli olmayabilir.
  4. Uzman olmadığınız alanda iş yapmak: Harika bir fikriniz olsa bile, uzman olmadığınız bir alanda ilerliyorsanız durum tamamen bir karmaşaya dönüşebilir. Başlangıçta basit gibi görünen işler içine girdikçe detaylanıp zorlaşabilir.
  5. Karşılanmayan bir ihtiyacı hedef almamak: Mevcut bir işi kopyalamayı düşünüyorsanız o işten daha iyi bir değer önerisi yaratmalısınız. Bir iş fikrinin çalışması için karşılanmayan bir ihtiyacı hedef alması gerekir.
  6. Hedef kitleyi anlamamak: Hedef müşterileri çok iyi tanımıyorsanız onlara istediklerini sunamazsınız. Pazar araştırması yapmadan girilen işle hüsranla sonuçlanabilir.
  7. Pazarlamayı bilmemek: Ürün ve hizmetler harika olsalar bile kendilerini pazarlayamazlar. Pazarlama sihirbazı olmanıza gerek yok ama en azından bir pazarlama planınız olması gerekir.
  8. Bir trendi geç fark etmek: Yükselen bir trendi zamanında yakalamak en önemli başarı faktörlerindendir. Bir iş kolunda rakipleriniz çok ilerlemişse onları yakalamak oldukça zor olacaktır.
  9. Dayanma gücüne sahip olmamak: Yeni bir işe başlamak finansal olarak risklidir. Finansal kayıplara veya sabit faturalara dayanabilecek bir finansal güce sahip olmanız gerekir.

İş dünyası zordur ve psikolojik olarak hazırlıklı değilseniz her başarısızlık umudunuzu kırabilir.

En önemlisi düşünsel boyuttur. Birinci maddede yazdığım bu hususu olup yazımın sonunda da tekrar etmek isterim. İnsanların başarısız olmalarının en önemli nedeni başarılı olmak için yeterli potansiyele sahip olmadıkları düşünmeleridir. Oysa herkeste fazlası vardır.

Sosyal medyada nasıl dikkat çekilir

Zamanımızın önemli bir kısmı sosyal medyada geçiyor. Paylaşımlarımıza gelen beğeni ile mutlu oluyor iş amaçlı içeriklerimizin başarısını etkileşimlerin sayısıyla ölçüyoruz. Bu yazıda sosyal medyada daha çok etkileşim yaratabilmek ve dikkat çekebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri özetlemeye çalıştım.

  1. Etkileyici bir başlık kullanın: Bu yazının başlığı sizi okumak için yönlendirdi mi? İlginç başlıklar içeriğinizin okunma oranını direkt olarak etkiler. Benim bu yazının başlığında kullandığım gibi başlıklarda soru kelimelerine ve maddelere yer vermeniz faydalı olacaktır. Bunun yanında bazı “sihirli” kelimeler de başlık için iyi bir seçim olacaktır. “Sır, ipucu, dikkat, çözüm, faydalı, öneri” gibi kelimeler insanların ilgisini çekecektir.
  2. İçeriği resim ya da fotoğrafla destekleyin: Bir resim sayfalarca yazıdan daha çok şey anlatabilir. Değindiğiniz konuyla ilişkili bir imaj kullanmaya dikkat edin.
  3. Paylaşım frekansını belirleyin: Makul dönemlerde ve sayıda içerik paylaşmak çok önemlidir. Çok sayıda yapılan paylaşımlar takipçileri sıkacağı gibi araya uzun sürelerin girmesi de unutulmanıza neden olur. Bunun yanında zamanlamaya da dikkat edin. Örneğin bir pazar günü milli maç oynanırken paylaşacağınız bir içerik gündemdeki maçla ilgili paylaşımlardan dolayı ilgi görmeyecektir.
  4. Paylaşımlarda dürüst olun: Yalan, yanlış ya da doğruluğundan emin olmadığınız içerikleri araştırmadan paylaşmayın.
  5. Tartışma yaratın: Oraya bir soru atarak görüş istemek ve bir konuyu tartışmaya açmak etkileşim yaratmak için iyi bir yoldur.
  6. Duygularınızı katın: Sevinç, üzüntü, kızgınlık, hüsran… Hangi durumda nasıl hissettiğinizi anlatın.
  7. Tavsiye verin: İnsanların işine yarayabilecek önerilerde bulunun. Okuyup izlediklerinizi, bağlantılarınızı, yayınlarınızı veya web sitenizi kullanarak insanların günlerini aydınlatın.
  8. Profilinizi güçlendirin: Her sosyal medya uygulamasının kendine özel profil veya banner alanı büyüklüğü vardır. Profillerinizin daha profesyonel görünmesini sağlayacağından, düzgün boyutlu resimler kullanmak için zaman ayırın. İnternetten uygulamalara özel boyut bilgilerine ulaşabilirsiniz. Ek olarak her zaman profillerinizi yüzde 100 tamamlamaya çalışın. Eksik bilgi bırakmayın. “Hakkında” bölümleri takipçilerinize ne yaptığınızı söylemek için iyi bir fırsattır.
  9. İçeriğinizin paylaşılmasını isteyin: Paylaşımlar başkaları tarafından beğenilir ve tekrar paylaşılırsa daha büyük kitlelere ulaşırsınız. Takipçilerinizi içeriğinizi paylaşmaları için motive edin.
  10. Siz de beğenin: Sosyal medyada karşılık verme ilkesi her zaman iyi işler. Beğeni toplayabilmek için siz de beğenmelisiniz. Yorum almak istiyorsanız yorum yapmalısınız.
  11. Tüm sosyal medya profillerinizi birbirine bağlayın: Farklı sosyal medya profillerinizi tanıtmakla kalmayıp, takipçilerinizin her ağda bağlantı kurmasını teşvik edin. Profilinize tüm bağlantıları ekleyerek diğer profillerinizi keşfetmelerini kolaylaştırın.

Bu yazıyı paylaşarak daha çok kişinin faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.

Renklerin psikolojimize etkisi

Kıyafetlerinizde hep aynı renk tonlarını tercih edenlerden misiniz? Farklı renklerde giyinmenin insanlar üzerinde farklı izlenimler bırakmanıza yardımcı olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Renklerin insanların ruh hallerini etkileyebileceğini duyduysanız, giydiğiniz renk seçiminin kişiliğiniz hakkında farklı şeyler gösterebileceğini de hesaba katmalısınız.

Renkler insanların kişilik özelliklerini belirlemek, ruh hallerini etkilemek ve davranışlarını kontrol etmek için de kullanılabilir. Şimdi en çok kullanılan renklerin özelliklerine bakalım.

Siyah: Renk psikolojisine göre otoriteyi ve gücü yansıtır. Bununla birlikte karamsarlık ve üzüntü rengi olarak da kullanılır.  Siyah kıyafetler kiloları gizler ve giyen kişiyi daha ince gösterebilir.  Siyah ayrıca bağımsız olduğunuzu da gösterebilir. Bazı insanlar diğerlerine güçlü ve yetenekli oldukları izlenimini vermek için siyah giyerler. Örneğin yeterince erkeksi olduklarını göstermek isteyen erkekler parlak renklerden kaçınmaya ve siyah gibi koyu renklere gitmeye çalışabilirler. Siyah kıyafet kapüşonlu ise kişinin daha gizemli görünmesini sağlayabilir.

Beyaz: Masumiyet ve saflığı yansıtır. Gelinliklerde saflık izlenimi vermek için kullanılan renktir. Pek çok dolandırıcı ve siyasetçi güvenli ve temiz görünmek için beyaz kıyafetleri tercihe eder.

Kırmızı: Enerji ve gücü yansıtan bir renktir. Göz alıcı bir renk olması nedeniyle kendinize biraz dikkat çekmek istediğinizde kullanabilirsiniz. Kırmızı renk, sinir sistemini uyardığı için kalp atışını ve nefesi hızlandırır. Kırmızı aynı zamanda bilinçaltımızda tehlikeyle ilişkili olan bir renktir. Ve bir insanı hem çekici hem de tehlikeli gösterebilir.

Mavi: Mavi bir mekanda olmak daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlar. Mavi giydiğiniz zaman güven yansıtırsınız. İş görüşmelerinde mavi giyilmesi önerilir. Çünkü mülakatı yapan kişi bilinçsizce diğer tüm faktörlerin sabit olması koşuluyla size daha fazla güvenecektir.

Yeşil: Rahatlatıcı bir renk olarak bilinir. Aynı zamanda görüşü daha net hale getirmeye yardımcı olabilir. Fabrika duvarlarının yeşil renkle boyanmasının sebeplerinden biri de budur. Yeşil bir odada kalmak ya da yeşil bir web sitesinde gezinmek insanlar için gevşeme ve rahatlık yaratabilir. Yeşil aynı zamanda doğayı hatırlatan bir renktir. Bu nedenle daha iyi hissetmemizi sağlar.

Mor: Kırmızı ve mavinin bir karışımı olan mor hem kırmızının çarpıcılığı ile mavinin sakinlik sakinliğini birleştirir. Mor giysiler zarafeti, serveti ve otoriteyi yansıtabilir.

Pembe: Masumiyeti ve nezaketi yansıtır. Yardıma ihtiyacınız olduğunda, pembe veya beyaz giyen birine gidin. Bazı erkekler pembe giysilerin onları daha az erkeksi göstereceğini düşünüyorlarsa pembe giymekten kaçınırlar. Bu yüzden pembe giyen erkeğin yüksek bir özgüvene sahip olduğu söylenir.

Sarı: Rahatsız edici bir renktir. Acı verici bir etki yaratması nedeniyle paket servis yapan restoranların bazıları müşterilerin kısa süre kalması için duvarlarını sarıya boyar. Tıpkı kırmızı gibi sarı da dikkat çekebilir.  Kalp atışı ve metabolizma hızını artırabilir.

Yaşamınız renk dolu olsun

Nasıl daha yaratıcı oluruz?

Türk insanı olarak diğer dünya vatandaşlarına göre daha pratik ve yaratıcı olmakla övünürüz. Ulusal patent verileri bunu pek doğrulamasa da fıkralara bile konu olan pratik zeka örneklerine çok rastlıyoruz.

Yaratıcı düşünme, karşılaştığımız problemlere  yeni çözüm yöntemleri bulma becerisi olarak tanımlanabilir. Yaratıcı düşünme becerisi kazandığımızda hedeflerimize ulaşmak için daha hızlı hareket edebiliriz.

Pek çok kişi yaratıcı olmadığını düşünür. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Her insanın içinde yaratıcı bir güç vardır. Çocukken farklı nesnelerden oyuncak üretebilme kabiliyetimizi nedense büyüdükçe kaybederiz.

Ek olarak her gün rutin görevleri yerine getirmemizi gerektiren sistematik işler de yaratıcılığımızı azaltır. Değişmeyen mekanlar, kapalı ve ruhsuz alanlar da  yaratıcılığı azaltabilir.

Bu becerileri kaybetmemizdeki en önemli faktör ailemiz ve çevremizdir. Büyüklerimizden sık duyduğumuz “İcat çıkarma” sözünün bir benzeri başka bir dilde var mı hep merak etmişimdir.

Yaratıcılığımızı negatif etkileyen kısıtlamalardan kaçınmanın imkansız olduğunu düşünebilirsiniz. Çocukluğunuzdaki  yaratıcılığınızı tekrar kazanabilmek için her zaman yaratıcı olabileceğiniz boş zamana sahip olmanız gerekir. Örneğin, haftada bir gün, herhangi bir kısıtlama içermeyen bir zaman dilimini kendinize ayırabilirsiniz. Bu zaman diliminde herhangi bir plan yapmayın ve zamanı akışına bırakın.

Doğada ve açık alanlarda zaman geçirmek daha yaratıcı olmanıza yardımcı olabilir.

Beynimiz sol ve sağ yarım küre olarak ikiye ayrılır. Sol yarım küre mantık ve muhakeme, sağ yarım küre ise sezgi ve yaratıcılıktan sorumludur. Yaratıcılığınızı geliştirmek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, her iki yarım küreyi birlikte çalışmak için eğitmektir. Sadece sol beyninizi eğiten görevler yapmaya odaklanırsanız yaratıcılığını körelecektir.  

Beyninizin sağ yarım küresini daha çok çalıştırmak için

  • Görüntüleri ve görselleştirmeyi kullanın. Okurken zihninizde görüntüler çizmeye veya durumu görselleştirmeye çalışın.
  • Okurken müzik dinleyin.
  • Yaratıcılık gerektiren bir hobi bulmaya çalışın Resim çizmeye gayret edin.
  • İş arasında rastgele bir şey yaparak rutin hayatınızı renklendirmeye çalışın. Sahil kenarına inin. Orman yürüyüşüne çıkın.  Gözlerinizi kapatıp geleceğinizi hayal edin.
  • Bir problemin çözümü saçma ya da kabul edilemez gibi görünse bile asla düşüncelerinize kısıtlamalar getirmeyin. Sadece uyguladığınızı hayal edin.
  • Farklı insanlarla konuşun. Beyin fırtınası problemlerin çözümünde çok yardımcı olabilir. Arkadaşlarınızdan gelecek kabul edilemez iki fikir sizi üçüncü kabul edilebilir bir fikre götürebilir.
  • Daha önce hiç yapmadığınız bir şey yapın. Yiyin, için, koklayın, dinleyin, seyredin.
  • Yaratıcı insanlarla vakit geçirin.

Yaratıcılıkla bezenmiş keyifli ve başarılı bir yaşam diliyorum.

Düşüncelerimiz hayatımızı değiştirebilir mi?

Gülümseyebilen tek canlı insandır. Peki bu ayrıcalık bize bir avantaj getirebilir mi? Şüphesiz evet.

İnsanlarda düşünme eylemi, beynin hipotalamus olarak adlandırılan bölgesinin algıladığı uyarıcıları ilgili merkezlere iletmesi oluşur. Uyarıcıları, resim, ses, koku ve tat olarak algılarız. Algıladığımız bilgiyi işlediğimizde eletrokimyasal reaksiyonlar ve elektriksel boşalmalar oluşur. Beynimizle bedenimizdeki organları arasında böylelikle bir etkileşim meydana gelir. Özetle düşünme biçimimiz davranışlarımızı belirlerken, davranışlarımız da düşüncelerimizi etkilemektedir.

Başka bir ifadeyle beyin, algıları organ ya da kaslara aktarırken, kaslar ve organlar da beyne komut verebilmektedir.

Bilimsel çalışmalar da beden uyarımının beyni tetikleyebileceğini göstermiştir.

Keyif verici birtakım uyaranların algılanmasından sonra beyin elmacık kemiği üzerindeki gülme kası zygomaticus major kasına gönderdiği elektrik sinyallerle gülme eylemini oluşturur. Böylece timüs bezi uyarılarak bedende mutluluk hormonu olan endorfin salgılanır. Benzer şekilde mutsuz durumdayken yanaklarımızı yukarı kaldırdığımızda, bedenimiz gülümsediğini düşünmekte ve timüs bezi yine uyarılarak endorfin salgılamaktadır. Aynı mantıkta surat asma olarak ifade ettiğimiz yanak kaslarının aşağı doğru çekilmesi ise kişinin ruh durumunu olumsuz yönde etkiler.

Bu bağlamda düşüncenin değiştirilerek öfke duygusundan uzaklaşılması mümkündür. Yaklaşılması da.

Güzel ve hoş olan bir şeyin düşünülmesi bedenen de iyi hissetmeye yol açabilmektedir. Şimdi gözünüzü kapatıp ailenizden birinin bebekliğindeki sevimli anlarından birini resim ve ses olarak aklınıza getirin. Keyfiniz yerine geldi öyle değil mi? Buna yanak kaslarınızı kasarak gülme eylemini ekleyin. Ben bu satırları yazarken oğluğun bebekliğini düşünerek aynılarını yaptım. Keyfim biraz daha arttı. Denemesi bedava. Sadece birkaç saniyenizi alır.

İş dünyası açısından bakarsak, üzerinde çalıştığımız bir işle ilgili olumlu düşünmek olumlu duyguları açığa çıkarırken işi yanlış yaptığımızı değerlendirmemiz de adrenalin akışını artırarak kendimizi suçlu hissetmemize neden olabilir.

Düşünce ve duyguların birbirini karşılıklı etkilemesi beynin yapısıyla ilgilidir. Beynin dış katmanlarındaki kortekste bulunan “zihinsel merkez” ile daha alt katmanlarda yer alan “duygusal merkez” arasında oldukça kalın bir sinir demeti bulunmakta ve bu biçimde iki merkez çok yakın iletişim kurabilmektedir.

Bu etkileşim sadece kendimiz için geçerli değildir. Başka birini de aynı mantıkla etki altına alabiliriz. Bir kişiye hasta göründüğü söylendiğimizde kendisini hasta gibi hissedebilmesi mümkün olabilir.

George Orwell 1984 kitabında kurguladığı dünyada düşünce ve eylemler arasındaki bağa dikkat çekmiştir. Kitapta “özgürlük” kelimesinin kullanımın yasaklanmasıyla insanların özgürlük fikrini düşünmeyi bile akıl edemediklerinden söz edilmektedir. Orwel bu durumu şu meşhur sözle açıklar. “Düşünce dili değiştirebiliyorsa, dil de düşünceyi değiştirebilir”

Dil sadece konuştuğumuz kelimelerden ibaret değildir. Sözcükleri söylem eşeklimiz ve konuşmasak bile bedenimizin verdiği tepkiler hem bizim hem karşımızdakilerin davranışları üzerinde olumlu ya da olumsuz davranışlar doğurabilir. Bu nedenle düşündüklerinize dikkat edin fizyolojik ve nörolojik yansımaları sizin ya da başkalarının hayatını değiştirebilir.

Etkili sunum yapmanın ipuçları

Siz de sunum yapmadan önce kendinizi tedirgin hissediyor musunuz? İzleyicinin dikkatini çekebilecek becerilere sahip olmadığınıza inanıyor musunuz? Bir konuşma yapmadan hemen önce kalbiniz çok hızlı atıyor mu?

Elbette heyecan harika bir duygudur. Ama kontrollü heyecan sunum için vazgeçilmezdir.

En çok verdiğim eğimlerin başında sunum becerileri eğitimi geliyor. Bir sonraki sunumunuzda sadece aşağıdaki adımları uygulayarak güzel sonuçlar elde edebilirsiniz.

Mutlaka ön hazırlık yapın: Konuşacağınız konuda araştırma ve ön inceleme yapın. Bir anekdot ya da hikaye bulun.

Konuşmayı bölümlere ayırın: İyi bir sunumun üç aşaması vardır. Ne söyleyeceğini söyle; Söyle; ne söylediğini söyle.

“Ne söyleyeceğinizi söyle”diğiniz bölüm gündem ya da ajandanızdır. Kısaca ne anlatacağınızı başlıklar halinde ifade edin.

“Söyle” bölümünde ana ve alt başlıkları detaylarıyla açıklayın.

“Ne söylediğini söyle” bölümü sunumunuzun özet bölümüdür. Kısa ve çarpıcı cümlelerle konuşmanızı özetleyin.

Nefesinizi kontrol edin: Stres altındayken düzgün nefes alamazsınız. Stres hissettiğiniz duyguları yoğunlaştırır ve gerçekleri olduğundan daha güçlü hale getirir. Bir konuşmadan önce ve konuşma sırasında derin nefes aldığınızdan emin olun. Böylece stresiniz yarı yarıya azalacaktır.

Beden dilinize dikkat edin: Büyük canlılar ve cisimler daha güçlü görünürler.  Bu bir doğa kuralıdır. Vücudunuz da büyük (geniş) olduğunda kendinizi psikolojik olarak daha iyi hissedersiniz. Gol atan bir futbolcuyu veya sınav kazanan bir öğrenciyi düşünün. Bu kişiler kollarını havaya kaldırmış ya da göğsünü gururla kabartmış olacaklardır. Kazanma duygusu bedenimizi otomatik olarak genişletir. Tersi de geçerlidir. Bedenimizin genişliği, kazanma ve güven duygusu yaratır. Kendine güvenen beden dili yalnızca sizi daha fazla kontrol altına almaz, aynı zamanda izleyicilere daha güvenli görünmenizi sağlar.

Göz teması kurun: Dinleyenlerin gözlerine bakın. Göz temasınızı izleyiciler arasında eşit olarak dağıtın. İzleyicilerden biri örneğin, sizi değerlendirecek olan önemli kişiyse diğerlerini görmezden gelmeden onunla daha fazla göz teması kurduğunuzdan emin olun. Eğer sizi izleyen birçok insan varsa ve her biriyle göz teması kuramıyorsanız, oturdukları yeri üç farklı alana bölün. Örneğin sol, orta ve sağdaki bölümden bir kişi seçerek göz teması kurmaya çalışın. Bunu yaptığınızda herkes ona baktığınızı düşünecektir.

Gülümseyin: Sunum sırasında gülümsemek veya gülmek stresi yarıya indirebilir. Dozunda bir espri yapma şansınız varsa buzları kırarak size çok yardımcı olacaktır.

Başarılı sunumlar yapanız dileğiyle.