Birinin fikrini etkilemek

Bu günlerde pek çok kişi Kanal İstanbul tartışmalarını izliyor. Politik ve teknik boyutları olan konuyu anlamaya, bilgi toplayıp yorum yapabilmeye çalışıyoruz. Peki herhangi bir karara, bizi ikna edecek unsurlar neler olabilir?

Bazen kendimizi, bir tartışma içinde buluruz. Konuştuğumuz kişilerin fikrini, değiştirme ihtiyacı hissedebiliriz.

Karşımızdaki kişi, bir konu hakkında sabit fikrini koruyorsa, bu onun inatçı veya sinir bozucu olduğu anlamına gelmez. Bu yaklaşım yerine, inanç sisteminde size inanmasını engelleyen bir şey olabileceğini düşünün.

Birinin fikrini değiştirebilmek için, nasıl düşündüğünü, neye inandığını ve kendi fikirlerinizi, en az dirençle, o kişinin inanç sistemine nasıl ekleyebileceğinizi anlamanız gerekir.

Politik yaklaşımdan tamamen uzak olarak, birinin bir konu hakkındaki fikrini değiştirmek için, yapmanız gerekenleri özetlemeye çalışacağım.

Etkili bir fikir bombası atın: Pek çok ikna önerisinin tersine davranarak, alıştırma yapmadan, konuya ilişkin argümanınızı doğrudan, açık ve kısa bir şekilde söyleyerek başlayın. Örneğin, “Bu reklam metni çok riskli”

Savunma hatlarının bir haritasını çizin: Birinin inançlarına karşı çıktığınızda, eylemleri için size birçok neden vererek, tartışmaya başlayacaktır. Bu noktada sessiz kalmalı, ve söylediklerini kaydetmelisiniz. Bu argümanlara, savunma çizgileri diyebiliriz. Çünkü onlara nüfuz ettiğiniz anda, kişinin zihnini kolayca değiştirebilme fırsatı yakalarsınız.

Karşı argümanlarını, tek tek ve aynı sırayla çürütün: Birçok insanın başkalarını ikna etmeye çalışırken yaptığı hata, diğer kişinin yaptığı bir argümandan kurtulmayı başarabildikten sonra, hemen ikna edici olduğunu düşündükleri ana noktaya odaklamalarıdır. Bunun yerine, not aldığınız sırada tek tek, tüm görüşlere karşılık verin.

Yeni argümanları tahmin edin: Eğer karşı fikirlere, başarılı bir şekilde cevap vermeyi başarırsanız, zihnini yeni geleceklere hazırlarsınız. Bu noktada umudunuzu kaybetmemelisiniz. Bunun yerine, karşı tarafın kurşunlarının bittiğini, veya son stratejik rezervleri kullandığını görürsünüz.

Beden dilinizi kontrol edin: Kendinizden emin durun. Göz temasını kesmeden, ve duraksamadan konuşun.

Yazarak ve görsellerle anlatın: Fikirlerinizi sistematik bir şekilde kağıda dökün, ve fikirler arası bağlantıları gösterin.

Sağlam kanıtlar sunun: İnsanların size inanması için, kendi sahip olduklarından daha güçlü kanıtlara ihtiyacı olduğunu unutmayın. Daha inandırıcı gelmek için istatistikleri, sayıları, araştırma bulgularını, ve hatta yetkili makamlardan alınan bilgileri kullanın.

İnançlarınızı tekrarlayın ve bitirin: Ana fikrinizi birçok kez tekrarlayın. Tekrar telkinde önemli bir tekniktir. Başka bir arkadaşınızın aynı argümanı tekrar etmesine izin verdiyseniz, kişinin zihnini değiştirme olasılığınız çok daha yüksek olacaktır.

Sağlıkla kalın

Yalanı nasıl anlarız?

Devrim Ersöz

Birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız?

Yalanı yakalayabilmek için pek çok farklı işarete bakmak gerekir. Özellikle karşınızdakinin beden diliyle sözlerinin uyumuna dikkat etmek işinizi kolaylaştırır. Yalan söyleyen kişi bilinçli olarak beden dilini kontrol etmeye çalışsa da asıl kontrol bilinçaltındadır. Bilinçaltı, nefes alma, terleme, kalp atışları gibi işlevlerimizin çoğunu kontrol eder. Bu bilinçsiz sinyaller, o kişinin yalan söyleyip söylemediğini tespit etmek için kullanabileceğiniz sinyallerdir. Kişinin sözleri bilinçdışı sinyalleriyle tutarlıysa, o zaman doğruyu söylüyor demektir. Bir yalanı anlamaya çalışırken dikkat etmeniz gereken işaretler şunlardır:

Beden Dili: Yalancılar genellikle avuçlarını gizler ve yalan söylerken size dönük oturmazlar. Yalan söylerken göz temasını da keserler.

Göz hareketleri: NLP’ye göre gözün hareket yönü, beynin içinde gerçekleşen işlevi yansıtır. Örneğin, sol üst tarafa bakmanız geçmiş bir görüntüyü hatırladığınız, sağ üst tarafa bakmanız ise zihninizde bir resim oluşturduğunuz anlamına gelir. Peki bu bilgiyi nasıl kullanabiliriz?

Bir kişiye herhangi bir konu hakkında soru sorulduğunda gözleri kendi sağına doğru bakarsa, muhtemelen anlatmak üzere olduğu yalanın görüntüsünü inşa ediyordur. Bu, yalan söyleyebileceğini gösteren işaretlerden biridir.

Hikayedeki tutarsızlıklar: Eğer biri yalan söylüyorsa, anlattığı hikaye her tekrar edildiğinde biraz değişebilir. Yalan söyleyen kişi bir ifadeyi unutacak, tamamen yeni bir şey ekleyecek veya daha önce bahsettiği bir şeyi anlatmayacaktır. Tutarsızlık, türü ne olursa olsun bir kişinin yalan söylediğini gösterebilen bir işarettir.

Endişeli hissetmek: Neredeyse yalan söyleyen herkes endişeli hisseder. Bu endişenin yoğunluğu, yalancının ne kadar profesyonel olduğuna bağlı olarak değişir. Yalancıları tespit etmek için bu endişe durumunu tespit etmeye çalışın. Kişiyi endişeli tutmak için konuyla ilgili mümkün olduğunca konuşun. Kaygısını saptayabilmek için beden dilini kontrol edin.

Konuyu değiştirmek: Bir şeyi gizlemek isteyen bir kişi genellikle o konuda konuşmaktan kaçınmaya çalışır. Durumla ilgili herhangi bir şey hakkında doğrudan adres vermeden konuşmaya çalışın ve kişinin başka bir konuya atlamaya çalışıp çalışmadığını kontrol edin.

Girişkenlik eksikliği: Bu kişi, profesyonel olarak yalan söylemesi için eğitilmiş özel bir ajan olmadığı sürece, genellikle yalan söylerken kendinden emin değildir. Ses tonu daha düşük olacak ve daha az kendine güvenen bir görünüm sergileyecektir.

Yavaş yavaş konuşmak: Yalan söyleyen insanlar ne söyleyeceklerini bulmak için konuşma hızını yavaşlatır ya da konuşurken çoğu zaman dururlar.

Olay bütünlüğü: Yalan olduğunu düşündüğünüz bir konuyu anlatan kişiden olayı tersten anlatmasını isteyin. Eğer konusunda çok uzman değilse olayları tersten anlatırken hata yapma olasılığı artacaktır.

Bir şeylere sarılma: Eğer karşınızdaki kişi konuşurken eline bir şeyler alıp ona sarılıyorsa ya da bir yerden destek alıyorsa sözlerinin doğruluğunu tartmanız gerekir.

Anlık jestler ve yer değiştirme: Yalan söyleyen kişi birden sebepsiz olarak öksürmeye başlayabilir. Bunun yanı sıra yerinden kalkıp başka bir yere geçebilir veya baskı kurmak için ayakta kalmak isteyebilir. Sürekli bir şeyler içme isteği de panik halinin göstergelerindendir. Bu ipuçları tek başına bir şey ifade etmeyebilir. Birden fazlasının bir arada olmasına dikkat etmeniz yalanı belirlemek için size yardım eder. Hayat boyu dürüst insanlarla karşılaşmanız dileğiyle

Beklentilerin gücü

Efsaneye göre eski Yunan mitolojisinde heykeltraş Pygmalion, bir kadın heykeli yapmış ve adını Galatea koymuştur. Bu heykel, onun kafasındaki ideal kadını temsil etmektedir. Pygmalion yaptığı bu heykele aşık olur.  Onun gerçek bir kadın olması için tanrılara hep dua eder. Bunu o kadar çok ister ki, en sonunda Afrodit onu duyar ve Galatae’ye hayat verir.  Bu efsaneye göre, bir şeyi gerçekten isterseniz gerçekleşme ihtimali çok yüksektir.

1965 yılında Harward Üniversitesi Psikologlarından Robert Rosenthal Kaliforniya’daki bir ilkokulda tüm öğrencilere bir IQ testi yaptı. Bu teste “Sınıftaki Pygmalion” ismi verilmişti.

Sınıftaki Pygmalion testi sonucunda öğrenciler birbirlerine yakın puanlar aldılar. Ancak gruptan rasgele birkaç çocuk için öğretmenlere bu çocukların çok yüksek puanlar aldıkları ve ileride çok başarılı olacakları anlatıldı. Bir yılın ardından testler tekrarlandı. Sonuçta ise öğretmenlere övülen çocukların sınıfın ortalamasına göre çok daha fazla ilerleme kaydettikleri gözlemlendi.

Bu çalışma ve söylemler öğretmenlerin öğrencilerin potansiyelleri üzerine olan düşüncelerini etkilemişti. Ve öğrencilere karşı yaklaşımlarını yönlendirerek, çocukların daha başarılı olmasını sağladığı ortaya çıkmış oldu.

Sosyolog Robert Merton da 1948 yılında yaptığı çalışmalarda bu duruma “kendini gerçekleştiren kehanet” adını uygun bulmuştur.

Robert Rosenthal’ın deneyine dönecek olursak, çocukların bu gelişimi, öğretmenlerin davranışlarındaki bilinçli ve bilinçsiz dört faktöre bağlı olmuştur.

Birincisi öğrenme ortamıdır. Öğretmenler gelişme potansiyeli olan öğrencilere hem sözel hem de davranış olarak daha sıcak bir öğrenme ortamı sunarlar.

İkincisi öğretme miktarıdır. Öğrenme potansiyeli olduğuna inanılan öğrencilere daha fazla bilgi ve malzeme sağlamaktadırlar.

Bir diğeri girişimcilik ve cevaplama fırsatıdır. Bu öğrencilere daha çok parmak kaldırma, cevap verme ve daha uzun konuşma fırsatı sunulduğu için, diğer öğrencilere göre çok daha fazla gelişme fırsatı doğmuştur.

Son olarak geri bildirimden söz edebiliriz. Seçilmiş öğrenciler eylemleri sonucunda öğretmenlerden daha pozitif yorumlar ve dönüşler alırlar.

Bu kurallar iş hayatında da geçerlidir. Yöneticiler bir çalışanda yüksek bir potansiyel fark ettiğinde, o çalışana karşı yaklaşım daha farklı olur. Ve kariyer fırsatları diğer çalışanlara göre daha kolay gelişir.

Pygmalion Etkisi‘nın tam tersine ise Golem etkisi denir. Araştırmalarıma göre Golem ismi de bir Musevi efsanesinden geliyor. Bu etkiye göre de negatif bir geri bildirim döngüsü olumsuz sonuçlar doğurur. Örneğin, potansiyeline ve yeteneğine inanılmayan kişilere gelişim konusunda daha az fırsat sunulur. Ve bu durum gelişim sonuçlarına yansır.

Biz kendimize ne kadar inansak da başkalarının görüş ve fikirlerinden etkilendiğimiz açıktır.

Yapılan araştırmalara göre Golem etkisi Pygmalion etkisinden daha güçlüdür. Yani olumsuz geribildirim ve yönlendirmelerden daha çabuk etkileniriz.

Örneğin siz çok çalışkan olduğunuza inanıyorsanız, çok çalışırsınız. İnsanlar da çok çalışkan olduğunuzu düşünerek bunu kabulleneceklerdir. Tam tersine siz ya da başkaları size ait olumsuz özellikleri dillendiriyorsa vay halinize.

Başarı dileklerimle

Okuyan herkese saygılarımla

Zorbalığın egemen olduğu bir dünyadayız. Bu dünyada yönetenler tek egemen güç durumunda. Sistemi, merkezi tek bir parti yönlendiriyor. İnsanlar yöneticilerin korkusuyla sinmiş. Özgürlükler kaldırılmış. İnsani duygular yok edilmiş. Düşünme ve düşündüğünü söyleme yasaklanmış durumda. İnsanlar sürekli olarak denetleniyor ve zihinleri bile kontrol edilmeye çalışılıyor. Hiç kimse tam anlamıyla birbirine güvenmiyor…

Sakin olun bu sadece meşhur bir romanın betimlediği bir dünyadan alıntı. Bizimle ilgisi yok.

Kitabın adı “1984”. Ölmeden önce okunması gereken kitaplar arasında ilk sıralarda gelen bir kitap 1984. George Orwell’in meşhur bir eseri. İşte bunlar da kitapta tasvir edilen dünyada görülen, duyulan sloganlar.

“Savaş barıştır, Özgürlük köleliktir, Bilgisizlik güçtür, Cehalet güçtür.”

Kitaptaki en önemli noktalardan biri egemen partinin insanların düşüncelerini engellemek için yeni bir yol bulmuş olmasıdır. Bu yol yeni bir dil oluşturmaktır. Bu yeni dilde, sözcüklerin azaltılarak insanların kendilerini ifade etmelerini engellemek amaçlanır.  Dil zenginleştikçe düşünce de zenginleşir. Aynı zamanda bunun tersi de doğrudur. Dil zayıflarsa düşünce de zayıflar. Bu nedenle pek çok kavram ve kelime kısaltılır. Orwell’in yarattığı dünyada, sözde Mutluluk Bakanlığı bile yeni kısa bir isim alır: MUTBAK.

Hadi ortaya bir komplo teorisi atalım. Acaba kitapta yazılanlar gerçek mi oluyor? Güzel Türkçemiz birileri tarafından bilerek mi kısaltılıyor? Tamam yerine “ok”, saygılarımla yerine “syg”, iyi çalışmalar yerine “iç”, ya da çoğu zaman “iç” bile yazılmadan gönderilen e-postalar ve mesajları sadece ben mi alıyorum yoksa size de geliyor mu?

Bir milletin kültürü başka nasıl değişir. Dil kültürü nesilden nesile taşıyan en önemli unsur değil midir? Peki dili olumlu ya da olumsuz olarak ne geliştirir? Yazılanlar, anlatılanlar, söylenen şarkılar, türküler öyle değil mi? Peki şu şarkı sözünde nasıl bir anlam buluyorsunuz?

“Önüne gelene eğilip reverans, bende karşılığı ağır feveran, üzerim seni çocuk, bakmam göz yaşına, döner bumerang, al sana referans”

Buna karşı bir de özenilmiş, oya gibi bezenmiş dizeler var:

”Beni hoyrat bir makasla, ah eski bir fotoğraftan oydular. Orada kaldı yanağımın yarısı, kendini boşlukla tamamlar.”

Günümüzde neredeyse sınırsız sayılabilecek bir bilgi kaynağına ulaşabilecek durumda ve imkanındayız. Öyle ki bir kült haline gelmiş 1984 romanına internetten ücretsiz ulaşabilir, hatta bedavadan sesli kitap olarak bile dinleyebilirsiniz. Ama hayat o kadar hızlı geçiyor ki buna zaman bulamıyoruz öğle değil mi?

Özetle çok bilgi içinde az okuyup kıt bilgilerle, biliyormuş gibi yapmakla yetindikçe, dilimizin de kültürümüzün de güzellikleri yitip gidecek.

Son olarak küçük bir istatistik paylaşayım. TÜİK verilerine göre kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alıyor. Günde 6 saat televizyon izleyip, 3 saat internete giren Türk insanı, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor.

Düşünen, üreten, paylaşan ve okuyan herkese saygılarımla

4 MAT metodu ile ikna

Satrançta rakibi hamle yapamayacak şekilde sıkıştırıp yenmeye “mat” denir. İletişim ve satışta da karşımızdaki kişiyi yenmek “mat etmek” isteriz. (1)
4MAT metodu özellikle eğitimde kullanılan bir yöntemdir. (2)
4MAT metodunu kullanabilmek için iletişim kurduğunuz kişinin kafasında
oluşabilecek dört soruya net olarak cevap vermeniz gerekir. Bu sorular
“Neden, ne, nasıl ve ne faydası var?” sorularıdır. (3)
Sıralı olarak bu sorulara yanıt verdiğinizde karşınızdaki kişinin zihninde açıkladığınız konuya ilişkin bulanık bir nokta kalmaz ve anlamaya,
ikna olmaya daha fazla yaklaşır. Bu da size avantaj sağlar. (4)
Şimdi 4MAT metodunu anladık mı?
Aslında 4MAT metodunu açıklamak için yukarıda cümleleri yazarken de 4MAT metodunu kullandım. Bunu takip edebilmeniz için cümlelerin sonuna parantez içinde rakamlar koydum. NEDEN sorusunun cevabı (1) numaralı cümledir. NE sorusunu (2), NASIL sorusunu (3), NE FAYDASI VAR sorusunu ise (4) numaralı cümle ile açıkladım.
Şimdi bunu sigorta sektörüne özel bir örnekle daha da netleştirelim.
Tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) son yıllarda revaçta olan ürünlerden. Pek çok sigorta şirketi bu ürünün satılması için büyük çaba gösteriyor. Diğer yandan satış kanalları ve acenteler uzman olmadıkları sağlık sigortası alanında ürün sunmayı riskli ve zor olarak görebiliyor. Aslında TSS ürününü müşterilere doğru bir şekilde anlatabilirsek satış başarımızı
arttırabiliriz.
4MAT metodunu TSS ürünü açıklamalarına uygulayalım. Unutmayın önce NEDEN sorusuyla başlayıp, NE, NASIL ve NE FAYDA sunar sorularına vereceğimiz yanıtlarla devam edeceğiz.
Her ürün ve hizmet bir sıkıntıyı gidermek ya da kullanıcısına bir fırsat
yaratmak için üretilir. TSS de bir sıkıntıyı gidermek için oluşturulan bir
ürün. NEDEN sorusunun cevabı çözüm bulunan sıkıntıyı ya da durumu dile getirmelidir. Şimdi 4MAT mesajımıza başlayalım.
Ülkemizde yıllardır sunulan özel sağlık sigortaları (ÖSS) pek çok kişi
tarafından pahalı, içerdiği teknik bilgiler ve operasyonel süreçler gereği
karmaşık olarak algılanıyor. (NEDEN)
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası,SGK’lılar için aynı kalitedeki sağlık
hizmetinden Özel Sağlık Sigortası primlerine göre çok daha düşük primlerle yararlanma fırsatı sunar. SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde ödenmesi gereken fark ücretini karşılayan bir sağlık poliçesidir. Aynı zamanda kapsamı kolay anlaşılır ve basittir. (NE)
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası sigortalıların, sigorta başlangıç tarihinden sonra ortaya çıkan hastalıklarına ait muayene, tetkik ve tedavi giderlerini, poliçede belirtilen teminatların kapsamı ve limitleri,
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geri ödeme kuralları ve Özel Şartlar dahilinde karşılar. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası sahibi olmak için SGK’lı olmak bir ön koşuldur. SGK’lı olmayan kişiler Tamamlayıcı Sağlık Sigortası sahibi olamazlar. Ürünler yatarak ve ayakta tedavi teminatları sunabilmektedir. Genel Sağlık Sigortası hak sahibi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Genel Sağlık Sigortası hak sahibi olan yabancı uyruklu kişiler bu poliçe kapsamında sigortalanabilir. (NASIL)
Böylece sigortalılar uygun ekonomik koşularda sıra beklemeden ve doktor seçimi yapma imkânlarını kullanarak sağlık hizmetlerinden faydalanırlar. (NE FAYDA SUNAR)
4MAT metodunu sunduğunuz pek çok ürüne ve düşünceye uygulayabilirsiniz. Faydalı olması dileğimle…

Psikoloji satışları nasıl arttırabilir?


Üniversitede iktisat ve işletme okuyanlar bilirler. Ekonomi biliminde “Homo Economicus” terimi vardır. Bu terim “ekonomik insan” anlamına gelir. Bu yaklaşım insanların ekonomik konularda rasyonel davranışlar sergilediğini açıklar. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar insanların rasyonel kararlardan daha çok duygusal motivasyonlarla satına alma kararıverdiğini gösteriyor. Yani satın almanın dolayısıyla satışın psikolojik yönü rasyonel yönünün önüne geçiyor. Bu sayıda insan psikolojisini etkileyerek satışları arttırmanın yollarını paylaşmak istedim.

3F olarak tanımlanan tepki 

2019 kışında üç arkadaş, ofisimizin bulunduğu alışveriş merkezinin en üstünde bulunan restoran katına çıktık. Amacımız hızlı bir öğlen yemeği yemekti. Ünlü İskender kebapçılarından birine doğru yöneldik. Bu sırada restoranın kapısında bekleyen elli yaşlarındaki şef garsonla göz göze geldik. Abimiz iki elini kavuşturup ovalayarak çok gayrı samimi bir şekilde seslendi “Hoşşşgeldinizzz…”

Yazı diliyle okuyunca “iyi işte ne güzel karşılamış” diyebilirsiniz ancak orada olsaydınız ellerini ovuşturma şeklinden ve yüzündeki ifadeden; “Biraz sonra öyle bir hesap ödeyeceksiniz ki aklınız şaşacak” demek istediğini anlardınız. İnsan beyni bir tehlike algıladığında İngilizcede 3F olarak tanımlanan bir sıralı tepki verir. Freeze (don) Flight (kaç) Fight (savaş) .

Biz de bu ilk yaklaşımda “donma” aşamasına geçtik. Ama abimiz durmuyordu. Oturur oturmaz ikinci saldırıya geçti. “Birer buçuk İskender alır mıyız?” Hızla çok pahalı bir yemeği satma niyetini algılayan bizler “kaçma” aşamasına geçtik ve iskender dışındaki yemeklerden sipariş ettik. Daha sipariş biter bitmez “Künefeleri baştan attırayım mı?” sözü ise “savaşma” refleksinin ateşleyicisi oldu.

İnsanları satın alma psikolojisine yaklaştıracak en önemli şey satın alırken kendilerini rahat hissedebilme duygusudur. Sözel ve sözel olmayan ifadelerinizle hemen satış yapmak istiyormuş imajını yaratmamaya çalışın.

Sürü psikolojisi

Diğer bir psikolojik satın alma yaklaşımını “sürü psikolojisi” olarak biliyoruz. En çok ziyaret edilen mağazalardan, web sitelerinden, önünde en çok kuyruk olan yerlerden alışveriş yapmaya bayılıyoruz. Bu duruma ikna biliminde “toplumsal kanıt” deniyor. Bilinçaltımız risk almayı sevmiyor ve çoğunluğun tercih ettiğini seçmeyi güvenli kabul ediyoruz. Bu nedenle bir mal ya da hizmet satıyorsanız bir şeklide sizi tercih eden çok fazla kişi olduğunu göstermelisiniz.

Renklerin ve kokuların da satış psikolojisinde önemli bir yeri var. Örneğin mor, insanları satın alma havasına sokar ve bu nedenle mor bir mağaza veya saha sayfası daha fazla satış getirebilir. Yeşil, insanların kendilerini rahat hissetmelerini sağlar ve böylece ziyaret ettikleri yerde daha fazla zaman harcarlar ve tabii ki daha fazla zaman daha çok paraya eşittir.

Diğer yandan lavanta kokusunun insanların daha fazla satın almak etkili olduğu kanıtlanmıştır. Lavanta kokusunu kullanan restoranlarda satışların yüzde 20 civarında arttığı ölçülmüştür. Küçük bir araştırmayla kadın ve erkeklerde motivasyon yaratan kokulara ilişkin bilgilere ulaşabilirsiniz. Özetle psikoloji daha fazla müşteri edinmenize, satışlarınızı artırmanıza ve müşteri sadakatini geliştirmenize yardımcı olabilir.

Bol satışlar…

Topluluk önünde konuşmak

Hiç topluluk önünde konuşmak zorunda kaldınız mı? Bu durum zorunluluk yerine ihtiyaç da olabilir. Konumunuz, göreviniz ya da yaşınız gereği bir konuşma yapmaya davet edilebilir ya da görevlendirilebilirsiniz. Bazı insanlar böyle bir durumda paniğe kapılır. Sesim içime kaçtı diyeni de, gerçekten içine kaçanı da gördüm.

Genel olarak toplulukta konuşma korkusu, zihnimizde tuttuğumuz bazı yanlış inançlar nedeniyle bilinçaltımız tarafından tetiklenir. Bu yazıda topluluk önünde konuşmayla ilgili olarak inanç sisteminizle ilgili sorunların nasıl çözüleceğini ayrıntılı olarak anlatmaya çalışacağım. Sıraladığım ipuçlarını uyguladığınızda bir dahaki sefere konuşmak zorunda olduğunuzda korkularınız çok daha az olacaktır.

Hata yapmanın doğal olduğunu bilin

Eğer konuşma esnasında bildiklerinizi unutmaktan veya bir kelimeyi yanlış söylemekten korkuyorsanız, altında yatan neden mükemmeliyetçilik olabilir. Hata yapmanın doğal olduğunu ve her konuşmacının her zaman küçük hatalar yaptığını düşünmeye ne dersiniz? Bütün insanlar hatta ünlü konuşmacılar bile hatalar yapar. Bildiğiniz en iyi konuşmacıyı bir videodan ya da canlı olarak yeniden izleyin ve sözlerine konsantre olun. Amacınız hataları bulmak olsun. O kişinin konuşurken birçok hata yaptığını görünce şaşırabilirsiniz. Belki de bu hataları daha önceki dinlemenizde fark etmediğinizi göreceksiniz.

Korku ve endişe etkisi

Bunun sebebi o konuşmacının normal bir şekilde hata yaptığında, panik yapmaması ve sadece normal olduğunu düşünmesidir. İkinci önemli konu özgüvendir. Bir konuşmada bir sunumda iyi performans göstermemeniz kendinize güvenmediğiniz anlamına gelmez. Belki de sunumu yaparken, gerçek kişiliğinizle hareket etmiyordunuz, korku ve endişe etkisi altında hareket ediyordunuz. Yalnız prova yaparken iyi performans göstermenizin temel nedeni budur. Ancak korku meydana çıktığında performansınız düşebilir.

Konuşma anında stresi azaltmak için, doğru nefes aldığınızdan emin olun. Oksijen eksikliği stresi artırır. Kaygı seviyenizin yükseldiğini fark ettiğinizde derin bir nefes alın. En sevdiğiniz kıyafetleri giyin. Eğer sevmediğiniz bir şey giyerseniz, insanların görünüşünüz hakkındaki görüşlerini analiz etmekle meşgul olacaksınız. Bilinçli zihninizin kaynaklarını boşa harcamayın ve korumak için elinizden gelenin en iyisini yapın. Konuşma esnasında komik bir şey söyleyerek gülmenin ya da güldürmenin bir yolunu bulursanız, bu durum endişenizi yarıdan daha fazla azaltacaktır. Konuşmaya devam ettikçe endişe duyusunun yavaş yavaş azalacağını bilmelisiniz.

Konuşma yapacağınız yere önceden gitme imkânına sahipseniz o zaman pratik yapmak çevreye ve her şeye zaten alıştığınızdan gerçek durumu daha kolay hale getirecektir. Bunu yapamamanız durumunda, oraya aşina olmak için mekâna erken varmayı deneyin. Konuşmanızı mutlaka prova edin ve mümkünse el notları kullanın. Unutmayın en profesyonel konuşmacılar bile el notlarından yararlanır. Güvenle ve coşkuyla harika konuşmalar yapmanız dileğiyle…

Bir işte başarısız olmanın sebepleri

Genel olarak başarılı bir hayat geçirmekle birlikte başarısız olduğum anların sayısı da az değil.

Başarı bilimi olarak da tanımlanan NLP (Neuro Linguistic Programming) ilkelerinden biri şudur: Başarısızlık yoktur sadece sonuçlar vardır.

Bir NLP uzmanı ve eğitmeni olarak bu ilkeden hareketle olumsuz sonuç aldığım pek çok durum oldu demek daha doğru olacaktır.

İş ya da sosyal girişimlerimizin her birinde neyin yanlış gittiğini düşünmek için zaman harcamadan, tüm bu başarısızlıkları olumlu sonuçlara çevirmek zordur. Bunun için hem kendimin hem de gözlemlediğim farklı kişi ve kurumların olumsuz sonuçlarından aldığım dersleri derlemek istedim.

  1. Başarma fikrine olan zayıf inanç: Biraz klişe olacak ama eğer çok fazla inanç duymadan bir işe başlarsanız, er ya da geç sizi bırakmayı isterseniz. Bir fikre gerçekten gönülden inanmadığınız sürece bir işe başlamayın
  2. Tutku eksiliği: Tutku inanç kadar önemli olan bir faktördür. Her şey ters gittiğinde devam gücü veren harika bir duygudur.
  3. İnsanların bizim gibi olduğunu varsaymak: Bir fikri kendi içinizde benimsemeniz herkesin onu kabulleneceği anlamına gelmez. Bazı düşünceler kendi sorunlarınız için mükemmel çözümler sunabilir.  Ancak bunu bir iş fikrine dönüştürdüğünüzde potansiyel müşteriler için geçerli olmayabilir.
  4. Uzman olmadığınız alanda iş yapmak: Harika bir fikriniz olsa bile, uzman olmadığınız bir alanda ilerliyorsanız durum tamamen bir karmaşaya dönüşebilir. Başlangıçta basit gibi görünen işler içine girdikçe detaylanıp zorlaşabilir.
  5. Karşılanmayan bir ihtiyacı hedef almamak: Mevcut bir işi kopyalamayı düşünüyorsanız o işten daha iyi bir değer önerisi yaratmalısınız. Bir iş fikrinin çalışması için karşılanmayan bir ihtiyacı hedef alması gerekir.
  6. Hedef kitleyi anlamamak: Hedef müşterileri çok iyi tanımıyorsanız onlara istediklerini sunamazsınız. Pazar araştırması yapmadan girilen işle hüsranla sonuçlanabilir.
  7. Pazarlamayı bilmemek: Ürün ve hizmetler harika olsalar bile kendilerini pazarlayamazlar. Pazarlama sihirbazı olmanıza gerek yok ama en azından bir pazarlama planınız olması gerekir.
  8. Bir trendi geç fark etmek: Yükselen bir trendi zamanında yakalamak en önemli başarı faktörlerindendir. Bir iş kolunda rakipleriniz çok ilerlemişse onları yakalamak oldukça zor olacaktır.
  9. Dayanma gücüne sahip olmamak: Yeni bir işe başlamak finansal olarak risklidir. Finansal kayıplara veya sabit faturalara dayanabilecek bir finansal güce sahip olmanız gerekir.

İş dünyası zordur ve psikolojik olarak hazırlıklı değilseniz her başarısızlık umudunuzu kırabilir.

En önemlisi düşünsel boyuttur. Birinci maddede yazdığım bu hususu olup yazımın sonunda da tekrar etmek isterim. İnsanların başarısız olmalarının en önemli nedeni başarılı olmak için yeterli potansiyele sahip olmadıkları düşünmeleridir. Oysa herkeste fazlası vardır.

Sosyal medyada nasıl dikkat çekilir

Zamanımızın önemli bir kısmı sosyal medyada geçiyor. Paylaşımlarımıza gelen beğeni ile mutlu oluyor iş amaçlı içeriklerimizin başarısını etkileşimlerin sayısıyla ölçüyoruz. Bu yazıda sosyal medyada daha çok etkileşim yaratabilmek ve dikkat çekebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri özetlemeye çalıştım.

  1. Etkileyici bir başlık kullanın: Bu yazının başlığı sizi okumak için yönlendirdi mi? İlginç başlıklar içeriğinizin okunma oranını direkt olarak etkiler. Benim bu yazının başlığında kullandığım gibi başlıklarda soru kelimelerine ve maddelere yer vermeniz faydalı olacaktır. Bunun yanında bazı “sihirli” kelimeler de başlık için iyi bir seçim olacaktır. “Sır, ipucu, dikkat, çözüm, faydalı, öneri” gibi kelimeler insanların ilgisini çekecektir.
  2. İçeriği resim ya da fotoğrafla destekleyin: Bir resim sayfalarca yazıdan daha çok şey anlatabilir. Değindiğiniz konuyla ilişkili bir imaj kullanmaya dikkat edin.
  3. Paylaşım frekansını belirleyin: Makul dönemlerde ve sayıda içerik paylaşmak çok önemlidir. Çok sayıda yapılan paylaşımlar takipçileri sıkacağı gibi araya uzun sürelerin girmesi de unutulmanıza neden olur. Bunun yanında zamanlamaya da dikkat edin. Örneğin bir pazar günü milli maç oynanırken paylaşacağınız bir içerik gündemdeki maçla ilgili paylaşımlardan dolayı ilgi görmeyecektir.
  4. Paylaşımlarda dürüst olun: Yalan, yanlış ya da doğruluğundan emin olmadığınız içerikleri araştırmadan paylaşmayın.
  5. Tartışma yaratın: Oraya bir soru atarak görüş istemek ve bir konuyu tartışmaya açmak etkileşim yaratmak için iyi bir yoldur.
  6. Duygularınızı katın: Sevinç, üzüntü, kızgınlık, hüsran… Hangi durumda nasıl hissettiğinizi anlatın.
  7. Tavsiye verin: İnsanların işine yarayabilecek önerilerde bulunun. Okuyup izlediklerinizi, bağlantılarınızı, yayınlarınızı veya web sitenizi kullanarak insanların günlerini aydınlatın.
  8. Profilinizi güçlendirin: Her sosyal medya uygulamasının kendine özel profil veya banner alanı büyüklüğü vardır. Profillerinizin daha profesyonel görünmesini sağlayacağından, düzgün boyutlu resimler kullanmak için zaman ayırın. İnternetten uygulamalara özel boyut bilgilerine ulaşabilirsiniz. Ek olarak her zaman profillerinizi yüzde 100 tamamlamaya çalışın. Eksik bilgi bırakmayın. “Hakkında” bölümleri takipçilerinize ne yaptığınızı söylemek için iyi bir fırsattır.
  9. İçeriğinizin paylaşılmasını isteyin: Paylaşımlar başkaları tarafından beğenilir ve tekrar paylaşılırsa daha büyük kitlelere ulaşırsınız. Takipçilerinizi içeriğinizi paylaşmaları için motive edin.
  10. Siz de beğenin: Sosyal medyada karşılık verme ilkesi her zaman iyi işler. Beğeni toplayabilmek için siz de beğenmelisiniz. Yorum almak istiyorsanız yorum yapmalısınız.
  11. Tüm sosyal medya profillerinizi birbirine bağlayın: Farklı sosyal medya profillerinizi tanıtmakla kalmayıp, takipçilerinizin her ağda bağlantı kurmasını teşvik edin. Profilinize tüm bağlantıları ekleyerek diğer profillerinizi keşfetmelerini kolaylaştırın.

Bu yazıyı paylaşarak daha çok kişinin faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.

Bir yalana inanmak mümkün mü?

Mart ayı sonunda ülkemiz heyecanlı geçen bir yerel seçim gündemiyle karşı karşıyaydı. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı toplumu ikiye böldü. Acaba oylar çalındı mı yoksa her şey hukuka uygun ve düzdün mü ilerledi?

Bu yazıda olayın politik ve hukuki boyutunu değerlendirmeyeceğim. Farkındalık yaratmak istediğim nokta inançlarımızın nasıl şekillendiği ve bir şeye inanmayı nasıl seçtiğimizle ilgili.

Bazen bir yalana inanmak çok kolay olabilir. Elbette bu durum herkes için geçerli değildir. Normalde her insanın gerçeği bilmek istediğini varsayabiliriz. Ancak pek çoğumuz kendimizi iyi hissetmek veya bize kötü hissettiren şeyleri unutmak için gerçeği bilmek ya da görmemek isteyebiliriz.

Bir şeye inanma zorunluluğu bizi bir yalana inanmaya iten ilk ve en önemli noktadır. Bazen gerçeklere inanmak zorunda olduğumuz için değil, onlara inanmamız gerektiği için inanırız. Böyle bir durumda, bu inanca yönelik herhangi bir tehdit, kişinin psikolojik kararlılığına yönelik bir tehdit izlenimi doğurur. Böylece kişi sadece bir yalana inanmaz, aynı zamanda güçlü bir şekilde savunur hale gelir. Çünkü yanlış olduğunu kabul ederse yaşayacağı psikolojik baskıyı kaldıramayacaktır. İnsan haklı ve tutarlı olmayı sever.

Bazen de gerçek acı olduğu için yalana inanmayı tercih ederiz. Çoğu insan, problemlerinden kaçmak ve hatta gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmak için sahte bir gerçeklik inşa etmeye yoğun bir istek duyar.

Tüm bunlara ek olarak, doğru olduğunu değerlendirmek istediğimiz konular için veri parçalarını seçer ve eleriz. Bariz verileri ise görmezden gelebiliriz. Beynimiz inanmak istediklerimizle eşleştiği için çok açık bir gerçeği gözden kaçırmamıza ve bir başka veriye odaklanmamıza kolayca izin verebilir.

Bir yalanı en rahat söyleyebileceğiniz kişi çok büyümemiş bir çocuktur. Çünkü küçük çocuklar dünya hakkında çok az şey bilirler. Bir insan bir konuda ne kadar az şey bilirse birinin onu kandırması o kadar kolay olur.

Toplum olarak araştırma ve okumaya olan ilgimiz ortadadır.

İnsanları bir bilgiye inandırmanın en etkili yollarından biri de telkin ve tekrardır. Farklı iletişim kanallarından sürekli aynı şeyi duyarsak gerçeklik algımız artmaya başlar.

Duygusal bir varlık olmamız da körü körüne yalanlara inanmamıza neden olabilir. En zeki insanlar bile işin içine duygular karışınca kandırılabilir ve kandırabilir.

Bir insan korku ya da endişe gibi duygular tarafından kontrol edildiğinde bir yalana inanması çok daha kolaydır. Toplumun güvenliğine ve tabulaşmış inançlara dair tehlikelerden söz etmek kitleleri ikna etmek için önemli bir yoldur.

İkna biliminin en önemli ilkelerinden biri “otorite söylüyorsa doğrudur” der. Bir şeye inanmak ya da birini inandırmak istiyorsanız sözü geçen bir kişiyi ya da kurumu kendi saflarınıza almanız yararlı olacaktır.

Son olarak İfade etmesi acı ama kişisel ya da bir kitleye ait çıkarlar da bir yalanı savunma veya körü körüne olumsuz bir durumu kabullenme isteği yaratabilir. İnsan vicdan sahibi bir varlık olmakla birlikte alçalabilme potansiyeli için bir alt sınır henüz keşfedilmemiştir.

Doğruluk ve sevgiyle kalın