Bir yalana inanmak mümkün mü?

Birinci şekil

Mart ayı sonunda ülkemiz heyecanlı geçen bir yerel seçim gündemiyle karşı karşıyaydı. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı toplumu ikiye böldü. Acaba oylar çalındı mı yoksa her şey hukuka uygun ve düzdün mü ilerledi?

Bu yazıda olayın politik ve hukuki boyutunu değerlendirmeyeceğim. Farkındalık yaratmak istediğim nokta inançlarımızın nasıl şekillendiği ve bir şeye inanmayı nasıl seçtiğimizle ilgili.

Bazen bir yalana inanmak çok kolay olabilir. Elbette bu durum herkes için geçerli değildir. Normalde her insanın gerçeği bilmek istediğini varsayabiliriz. Ancak pek çoğumuz kendimizi iyi hissetmek veya bize kötü hissettiren şeyleri unutmak için gerçeği bilmek ya da görmemek isteyebiliriz.

Bir şeye inanma zorunluluğu bizi bir yalana inanmaya iten ilk ve en önemli noktadır. Bazen gerçeklere inanmak zorunda olduğumuz için değil, onlara inanmamız gerektiği için inanırız. Böyle bir durumda, bu inanca yönelik herhangi bir tehdit, kişinin psikolojik kararlılığına yönelik bir tehdit izlenimi doğurur. Böylece kişi sadece bir yalana inanmaz, aynı zamanda güçlü bir şekilde savunur hale gelir. Çünkü yanlış olduğunu kabul ederse yaşayacağı psikolojik baskıyı kaldıramayacaktır. İnsan haklı ve tutarlı olmayı sever.

Bazen de gerçek acı olduğu için yalana inanmayı tercih ederiz. Çoğu insan, problemlerinden kaçmak ve hatta gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmak için sahte bir gerçeklik inşa etmeye yoğun bir istek duyar.

Tüm bunlara ek olarak, doğru olduğunu değerlendirmek istediğimiz konular için veri parçalarını seçer ve eleriz. Bariz verileri ise görmezden gelebiliriz. Beynimiz inanmak istediklerimizle eşleştiği için çok açık bir gerçeği gözden kaçırmamıza ve bir başka veriye odaklanmamıza kolayca izin verebilir.

Bir yalanı en rahat söyleyebileceğiniz kişi çok büyümemiş bir çocuktur. Çünkü küçük çocuklar dünya hakkında çok az şey bilirler. Bir insan bir konuda ne kadar az şey bilirse birinin onu kandırması o kadar kolay olur.

Toplum olarak araştırma ve okumaya olan ilgimiz ortadadır.

İnsanları bir bilgiye inandırmanın en etkili yollarından biri de telkin ve tekrardır. Farklı iletişim kanallarından sürekli aynı şeyi duyarsak gerçeklik algımız artmaya başlar.

Duygusal bir varlık olmamız da körü körüne yalanlara inanmamıza neden olabilir. En zeki insanlar bile işin içine duygular karışınca kandırılabilir ve kandırabilir.

Bir insan korku ya da endişe gibi duygular tarafından kontrol edildiğinde bir yalana inanması çok daha kolaydır. Toplumun güvenliğine ve tabulaşmış inançlara dair tehlikelerden söz etmek kitleleri ikna etmek için önemli bir yoldur.

İkna biliminin en önemli ilkelerinden biri “otorite söylüyorsa doğrudur” der. Bir şeye inanmak ya da birini inandırmak istiyorsanız sözü geçen bir kişiyi ya da kurumu kendi saflarınıza almanız yararlı olacaktır.

Son olarak İfade etmesi acı ama kişisel ya da bir kitleye ait çıkarlar da bir yalanı savunma veya körü körüne olumsuz bir durumu kabullenme isteği yaratabilir. İnsan vicdan sahibi bir varlık olmakla birlikte alçalabilme potansiyeli için bir alt sınır henüz keşfedilmemiştir.

Doğruluk ve sevgiyle kalın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tr_TRTurkish
tr_TRTurkish